ANASAYFA  |  HAKKIMIZDA  |  İLETİŞİM   |  ÜYE KAYIT

İmgeleme Nasıl Gerçekleşir? - Martin L. Rossman (İmgelemenin İyileştirici Gücü Kitabından)

İmgeleme tam olarak nedir? Esas olarak görebildiğiniz, işitebildiğiniz, dokunabildiğiniz, koklayabildiğiniz ya da tadabildiğiniz bir düşünce akışıdır. İmge, deneyimlerinizin ya da fantazilerinizin içsel bir temsilidir. Zihninizin bilgileri kodlama, depolama ve ifade etme biçimidir. İmgeleme rüyaların ve hayallerin, anıların ve geçmiş yaşantının, planların, projeksiyonların ve olasılıkların bir yansımasıdır. O; sanatların, duyguların ve en önemlisi de daha derinlerdeki benliğinizin dilidir.

İmajinasyon iç dünyanıza açılan bir penceredir. Düşüncelerinizi, hislerinizi ve yorumlarınızı gösterir. Ancak pencere olmasının ötesinde de bir anlam taşır. Yaşamınızı yönlendirebilen ve sağlık durumunuza şekil verebilen bilinçdışı çarpıklıklardan kurtulmanızı sağlar ve bu anlamda bir dönüşüm aracıdır. İmajinasyonun bu boyutunun kültürümüzde yeterince değerlendirildiğini söyleyemeyiz. İmajinasyonun daha çok düşsel, gerçek dışı ve kullanışsız olduğu düşünülmektedir. Okullarda okuma, yazma ve aritmetik eğitimi verilirken yaratıcılığa, sıradışılığa ve kişilerarası ustalıklara hemen hiç tolerans gösterilmemektedir ya da bunlar açıkça engellenmektedir. Yetişkinler olarak bizler de genellikle yaratıcı düşüncelerimizle değil, görevlerimizi yerine getirmek suretiyle hayatımızı kazanırız. Toplumumuz pratik, faydalı ve gerçek olana öncelik verir. Bu değerler de kuşkusuz son derece önemlidir. Ancak insan gerçeğini, tıpkı çöllere yaşam veren bir ırmak gibi besleyen de imgelemedir.

İmajinasyon olmasaydı insanlık çoktan ölmüş olurdu. Yeni potansiyelleri değerlendirebilme yeteneği yani imgeleme sayesinde ateş keşfedilmiş; silahlar yaratılmış; ekinler yetiştirilmiş; binalar inşa edilmiş; otomobiller, uçaklar, uzay mekikleri, televizyon ve bilgisayarlar icat edilmiştir. Doğanın sayısız tehdidinin üstesinden gelmemizi mümkün kılan kolektif imgelememiz, bir paradoks olarak günümüzde dünyamızı tehdit eden başlıca yaşamsal sorunların da kaynağıdır. Çevre kirliliği, doğal kaynakların tükenmesi, nükleer son tehdidi gibi sorunlarla yüzyüzeyiz. Yine de imgeleme, isteklerimizle birleştiğinde aynı sorunlar için en büyük çözüm umududur.

 

İmgeleme ve Fizyolojik Değişim

İmgelemenin iyileştirici gücü, belki de en çok onun doğrudan fizyolojik etkileri aracılığıyla bilinmektedir. İmgeleme sayesinde bedensel fonksiyonlarınızın birçoğunda genellikle bilinçli bir etkiyle ulaşılamayacağı düşünülen değişimleri yaşama geçirebilirsiniz.

İşte size basit bir örnek: Parmağınızla burnunuza dokunun. Bunu nasıl başardınız? Belki de şaşıracaksınız ama bunu tam olarak hiç kimse bilemez. Bir nöroanatomist beyinde hareketi başlatan ilk sinirin bulunduğu noktayı bize söyleyebilir. Hareket uyaranını, beyinden hareketi gerçekleştirecek kaslara kadar ileten sinirlerin oluşturduğu zincir de belirlenebilir. Ancak burnunuza dokunmayı düşündükten o zincirdeki ilk hücrenin harekete geçmesine kadarki süreçte nelerin yaşandığını hiç kimse bilemez. Yalnızca o hareketi gerçekleştirmeye karar verirsiniz ve gerçekleştirirsiniz. Bunu nasıl yaptığınızı bilmeniz bile gerekmez.

Şimdi de ağzınızı sulandırmayı deneyin. Muhtemelen bunun hiç de kolay olmadığını anlayacaksınız ve hatta gerçekleştiremeyeceksiniz. Çünkü tükürük salgılamak genellikle bilinçli kontrolümüzün dışındadır. Sinir sisteminin iradi hareketleri, düzenleyen kısmından farklı olarak belirlenir. Merkezi sinir sistemi, iradi hareketleri düzenler. Salgı ve normalde bilinçli kontrolümüzün dışında işleyen diğer fizyolojik fonksiyonlarımızı ise özerk sinir sistemi düzenler. Otonom sinir sistemi bizdeki “salgılamak” gibi alışılmış düşüncelere tepki vermeye hazır değildir. Ancak imgelemeye tepki verirler.

Bir an için gevşeyin. Sapsarı ve sulu bir limonu kavradığınızı imgeleyin. Onun serinliğini ve sertliğini hissedin. Elinizle bir tartın. Ortadan ikiye kestiğinizi ve suyunu bir bardağın içine sıktığınızı imgeleyin. Bardağın içine limonun etli kısmından da birkaç parça ve birkaç çekirdek de düşebilir. Bardağı dudaklarınıza götürdüğünüzü ve ekşi limon suyundan bir yudum aldığınızı imgeleyin. Ağzınızın içinde dolaştırın, ekşiliğini tadın ve yutun.

Ağzınız nihayet sulandı mı? Dudaklarınızı büzdünüz mü ya da yüzünüzü ekşittiniz mi? Bunu yapabilmeniz, limon suyunu imgelemeniz sonucunda özerk sinir sisteminizin harekete geçtiğini gösterir. Limon suyunu içtiğinizi düşünmek için muhtemelen çok fazla zamana ihtiyacınız olmaz. Bununla birlikte benzer bir mekanizmayla alışkanlık olarak düşündüklerinizin de bedeniniz üzerinde önemli etkileri olabilecektir. Zihniniz tehlike fikriyle dolup taşıyorsa, sinir sisteminiz stres tepkisini harekete geçirir; uyarılırsınız ve geriliminiz artar. Böylece sizi o tehlike ile karşılaşmaya hazırlar. Oysa sakin ve huzur dolu sahneler imgelerseniz, “tehlike geçti” işaretini verir ve bedeniniz gevşer.

Biyofidbek, hipnoz ve meditasyon üzerine yapılan araştırmalar, insanın kendi kendini düzenleme kapasitesinin oldukça yüksek olduğunu göstermiştir. Gevşemişken gerçekleştirilen ve belirli bir noktaya odaklanan imgeleme, tüm bu yaklaşımlardaki ortak motiftir. Çeşitli imgeleme türlerinin kalp atışlarını, kan basıncını, solunumu, alınan oksijen miktarı ve verilen karbon diyoksit miktarını, beyin dalgalarının ritmini ve motiflerini, derinin elektriksel karakteristiklerini, lokal kan akışını ve ısıyı, mide ve bağırsakların reaksiyonlarını ve salgılarını, cinsel tahriği, kandaki sinirsel iticileri ve değişik hormonların düzeylerini, bağışıklık sisteminin işleyişini etkilediği görülmüştür. (1) Tüm bunlar imgelemenin, bedenin temel kontrol sistemlerini etkileyebildiği anlamına gelir. İmgelemenin iyileştirici potansiyelleri, fizyoloji üzerindeki basit etkilerinin çok ötesindedir.

 

Geniş Bağlamda İyileşmede İmgeleme

Ciddi ya da kronik bir hastalıktan kurtulmak için basit imgeleme tekniklerinden fazlasına ihtiyacınız olacaktır. Yaşam tarzınızı, tutumlarınızı, ilişkilerinizi ya da duygusal yaşantınızı değiştirmeniz gerekecektir. İmgeleme, ne gibi değişikliklere ihtiyacınız olduğunu ve o değişiklikleri nasıl gerçekleştirebileceğinizi görmenizi sağlayacak etkili bir araçtır.

İmgeleme beden ve zihin olarak adlandırdığımız kavramların buluşma noktasıdır. Bir hastalığın hangi ihtiyaçlarımızın işaretçisi olduğunu anlamanıza ve o ihtiyaçları karşılamanın sağlıklı yollarını bulmanıza yardımcı olabilir. Kendi pratiğimden bir başka örneği sizinle paylaşmak istiyorum. Jeffrey 30 yaşlarında başarılı bir orta düzey yöneticiydi. Yıllardır pepsin ülserinin tekrar tekrar nüksetmesinden şikayetçiydi.

Onunla görüşmelerimiz sırasında gevşemeyi ve mide ağrısından geçici olarak da olsa kendini kurtarabilmeyi öğrenmişti. Bunu basit imgelemeler aracılığıyla sağlayabiliyordu. Midesindeki ağrıyı bir yangına benzetiyordu. Dağlardan çağıldayan buz gibi soğuk suların yangını söndürdüğünü ve kavrulmuş bölgeyi serinlettiğini imgeliyordu. Gevşediği ve birkaç dakikalığına bu süreci imgelediği zaman, saatlerce ağrı duymadığını görünce çok şaşırmış ve bir o kadar da sevinmişti. Yaklaşık iki hafta boyunca bunu başarıyla uyguladı. Ancak bir süre sonra aynı sonucu vermemeye başladı. Ağrılar her şeye rağmen daha da artıyordu ve yavaş yavaş umutsuzluğa kapılıyordu. Sonraki seansımızda bir kez daha ağrıya odaklanmasını ve imgelemeden yararlanarak ağrıların neden nüksettiğini anlamaya çalışmasını istedim. Çok geçmeden midesinin içini çimdikleyen bir el imgesinin farkına vardı.

Telkinim sonucunda midesini çimdikleyen elin bunu neden yaptığını öğrenmek istedi. Soruyu zihninde canlandırır canlandırmaz el sımsıkı bir yumruk halini aldı. Ele neden kızgın olduğunu sordu. El ise ona şu yanıtı verdi: “Çünkü onu hiç kimsenin göremeyeceği bir yere kilitledin ve durumu gittikçe kötüleşiyor.” Kilitlediği şeyin ne olduğunu imgelemesini istedim. İçinde kaotik bir biçimde dönüp duran şeylerle dolu” transparan bir çuval gördü. Kendi ifadesine göre: “Hiçbir şey açık seçik değildi. Her şey bir uzaklaşıp bir yakınlaşıyordu. Birbirine çarpıyordu.” Tüm görebildiği renkler ve şekillerden ibaretti. Tedirgin olmuştu. Çuvalı bir süre gözlemledi ve sakin bir biçimde şunları söyledi: “Çuvalın içindeki kalbim. Her şey çarpışıyor ve zarar veriyor.”

Jeffrey’den çuvalı açtığını imgelemesini istedim. Ancak açmayı denediğinde korktu. İçinde çok fazla acı olduğu için hepsini bir kerede serbest bırakamayacağını söyledi. Ben de bunun üzerine çuvalın içinden yalnızca bir şeyi çıkarmasını ve onu imgelemesini istedim. Babasının yüzünü imgeledi. Duygusal açıdan oldukça katı olan babasıyla ilgili acı dolu çocukluk anıları zihninde canlanıverdi.

Bir dizi seansın ardından Jeffrey kendisini üzen babasının katılığıyla ilgili kalbine kilitlediği hisleri açmaya başladı. Bunu yaptıkça duygusal ve fiziksel anlamda kendini daha iyi hissediyordu. İmgeleme sayesinde yalnızca pepsin ülseri ağrılarından kurtulmakla kalmadı, aynı zamanda duygusal ihtiyaçlarını daha iyi ifade edebilmeyi ve karşılayabilmeyi öğrendi.

İmgelemeyi bu şekilde kullanarak hastalığınızı, iyileşmeye giden yolda bir öğretmen haline dönüştürebilirsiniz. Hastalıklar ve hastalık belirtileri dengede olmayan bazı şeylerin göstergesidir. Düzeltilmesi, uyarlanması ya da değiştirilmesi gereken şeyleri gösterir. İmgeleme, hastalığınızı daha yakından kavramanızı sağlar. Böylece onun mesajına imgelenebilir en sağlıklı biçimde yanıt verebilirsiniz.

 

İmgeleme Nasıl İşler?

İmgelemenin temel mekanizmaları halen bir muammadır. Bununla birlikte son yirmi yıldır imgelemenin, sinir sistemimizin önemli bir bölümünün doğal dili olduğunu öğrenmiş bulunuyoruz. Nobel ödüllü bir çalışmaya imza atan Dr. Roger Sperry ile Chicago Üniversitesi’ndeki ve daha sonra da California Teknoloji Enstitüsü’ndeki çalışma arkadaşları, bu anlayışa eleştirel bir yaklaşım sergilemiştir. İnsan beyninin iki tarafının çok farklı şekillerde düşündüğünü ve aynı anda birbirinden bağımsız düşüncelere sahip olabileceğini ortaya koymuşlardır. Gerçek anlamda hepimiz iki beyne sahibiz. Bunlardan biri sözcükleri ve mantığı kullanarak düşünmekle meşguldür. Buna karşın diğeri de imge ve hisleri kullanarak düşünmektedir.

Çoğu insanda sol beyin esas olarak konuşma, yazma ve kullanılan dili anlamaktan sorumludur. Mantıksal ve analitik olarak düşünmektedir. Ait olduğu kişinin ismiyle özdeştir. Öte yandan sağ beyin resimler, sesler, yalın ilişkiler ve hisler temelinde düşünür. Görece sakin olmasına karşın son derece zekidir. Sol beyin olguları parçalara ayırıp analiz ederken sağ beyin parçaları biraraya getirerek senteze ulaşır. Sol beyin mantıksal düşüncede daha gelişkindir; sağ beyin ise duygulara daha yakındır. Sol beyin dış dünya ile yani kültür, anlaşmalar, iş ve zamanla daha ilgilidir. Sağ beyin ise iç dünya ile yani algı, fizyoloji, form ve duyguyla ilgilidir.

Sol ve sağ beyin arasındaki temel ayrım, bilgiyi nasıl özümsediklerinde yatar. Sol beyin bilgiyi sıraya dizilmiş biçimde değerlendirirken, sağ beyin bilgiyi aynı anda değerlendirir. Virajlı bir yolda ilerlemekte olan bir tren imgeleyin. Virajın dışında zeminde bulunan bir gözlemci, treni birbirine bağlanmış ayrı ayrı vagonların geçişi olarak algılar. Gördüğü vagonun önündeki ve arkasındaki vagonları güçlükle algılar. Bu gözlemci treni “sol beyin” ile algılamaktadır.

“Sağ beyin” ile algılayan gözlemci ise zeminden yüzlerce metre yüksekteki bir balondadır. Oradan yalnızca trenin bütününü görmekle kalmaz, aynı zamanda izlediği yolu da görür. Hangi bölgede ilerlediğini, hangi şehirden ayrıldığını ve hangi şehre ulaşacağını da algılar.

Sağ beynin olayları daha geniş bağlamda kavrayabilme yeteneği, onu şifayla bağlantılı olarak paha biçilmez kılan özel fonksiyonlarından biridir. Ürettiği imgeleme çoğu kez bir hastalığı önem vermeyebileceğimiz olaylar ve hisler bağlamında kavrayabilmemizi mümkün kılan bir tablo sunar. Tek tek parçaları değil, bağlı oldukları bütünle olan ilişkilerini görmemizi sağlar. “Sağ beyin” perspektifini kullanarak fikirleri yepyeni bir tarzda sentezleyebiliriz. Böylece eskimiş sorunlara yeni çözümler üretebilir ve bir sorun ya da hastalığa ilişkin gizli kalmış çıkış yolunu bulabilirsiniz.

Sağ beyin imgelemenin yanı sıra duygularla da özel bir ilişki içindedir. Bu, şifa sürecinde ona özel bir güç katar. Sağ beynin yüz ifadelerindeki, beden dilindeki, konuşmalardaki ve hatta müzikteki duyguları kavrama noktasında yoğunlaştığı çok sayıda çalışma ile ortaya konmuştur. Bu, şifa için can alıcı bir önem taşır. Çünkü duygular hastalıkların ve rahatsızlıkların çoğunun temelinde yatan psikolojik ve fiziksel koşulların belirleyicisidir. 19. yüzyılda yaşamış bir doktor olan ve pataloji biliminin kurucusu olarak tanınan Rudolph Virchow’un da vurguladığı gibi “çoğu hastalık fizyolojik bir zayıflıkla birleşen mutsuzluktan ibarettir.” İngiltere ve Amerika Birleşik Devletleri’ndeki çalışmalar, hastaların birinci elden klinik bakıma ihtiyaç duyduğu tüm sorunların yüzde 50’si ila 75’i, ağrı ya da hastalık biçiminde ortaya çıksalar da köken itibariyle duygusal, sosyal ya da ailevidir. (2)

Kuşkusuz duyguların kendisinin sağlıksız olduğu söylenemez. Aksine yaşamın getirdikleri karşısında verilen normal tepkilerdir. Ancak önemli duyguların anlaşılması ve ifade edilmesi hastalıklarda önemli bir faktördür. Kendi toplumumuzda da bu oldukça yaygındır. Kültürümüzün bizi şekillendirmesinin sonucu birçok açıdan duygular hakkında cahil olduğumuzu söyleyebiliriz. Duygularımızı sağlıklı bir biçimde ifade edebilme noktasında açık tavsiyeler ve geleneklere sahip değiliz. Üzüntü, korku ve öfke gibi sıkıntı yaratan duygular karşısında ne yapılması gerektiğini bilmek güçtür. Bu yüzden biz de elimizden gelenin en iyisini yapmaya çalışırız. Bilinçdışı bir biçimde, kendi içimizde bizleri bu tür tatsız duygulardan koruyacak bir savunma seti geliştirebiliriz. Buna karşın güçlü duyguların kendisini bir şekilde ifade etmesini engelleyemeyiz. Anlaşılamadıkları ve yok sayıldıkları takdirde kendilerini, ağrı ya da hastalık olarak ifade ederler.

Sosyal ve ailevi ilişkiler, bir ölçüde duygularımızı içsel olarak özümseme yeteneğimizce belirlenir. Her hissettiğimiz duyguyu ifade etmemiz gerekmez. Ancak güçlü ve ısrarcı olan duyguların ifade edilmesi ya da çözülmesi gerekir. Çünkü sürekli bir biçimde inkar edilmeleri halinde fizyolojik bir dengesizliğe ve hastalığa yol açabilirler. Alice’in öyküsü, bastırılan duyguların ağrılara yol açabileceğini ve uygun bir biçimde ifade edilmeleri halinde iyileşmeyi sağlayabileceğini gösteren güzel bir örnektir.

Alice kırk yaşlarındaydı. Aylar önce göğüs kanseri teşhisi konmuştu. Onu iyileştirmek amacıyla ameliyattan ve ışın tedavisinden yararlanılmıştı. Tedavisi sırasında ve kanserden kurtulmasında, imgeleme ve vizüalizasyon tekniklerinin bolca faydasını görmüş olan zeki ve kendine hakim bir kadındı. Bununla birlikte kürek kemiklerinin arasında sürekli bir ağrı duymaya devam ediyordu. Kanser uzmanlarınca yinelenen incelemeler ve röntgen filmleri, ağrısına neden olan herhangi bir fiziksel belirtiye rastlayamıyordu. O bölgedeki ağrının neden kaynaklandığını ve ağrıdan kurtulmak için ne yapması gerektiğini öğrenmek istiyordu.

İlerde bu kitaptan öğreneceğiniz bir imgeleme tekniğini uygulamayı kararlaştırdık: İçsel Rehber olarak adlandırdığımız imgesel bir bilge figürüyle konuşmayı denedi. Alice gevşedi ve kendisini sarp bir kayalığın yamacında güzel bir kumsalda imgeledi. İçsel Rehber imgesini çağırdı. Yanmakta olan ateşe bakan Büyücü Merlin gibi biri zihninde canlandı. Onu selamladıktan sonra sırtındaki ağrıları sordu.

Birkaç saniyelik suskunluğun ardından gözyaşı dökmeye başladı. İçsel Rehber, Alice’in yardıma ihtiyacı olduğunu söylemişti ve bu yüzden ağlıyordu. Hastalığı sırasında güçlü ve yürekliydi. Eşini ve ailesini sakinleştirip çevresine güven veren hep o olmuştu. Check-up’lara ve muayenelere her zaman tek başına gitmişti. Aslında bundan çekiniyordu ama eşinden ya da çocuklarından kendisine eşlik etmesini ve desteklemesini istediğinde onları rahatsız edebileceğinden korkuyordu. Hastalığı ve tedavisi hakkındaki düşüncelerini, şüphelerini ve korkularını açığa vurmayarak sevdiklerini korumaya çalışıyordu.

Alice, İçsel Rehberine ailesinden yardım isteyerek onları tedirgin etmek istemediğini söyledi. İçsel Rehberinin verdiği yanıt ise şu oldu: “Zaten şu halde de tedirgin durumdalar. Tedaviniz sırasında sizin yanınızda yer alıp sevgi ve ilgilerini sunabilirlerse kendilerini daha iyi hissedeceklerdir.” Alice bunun doğru olduğunu hemen fark etti. Eşi John’dan yardım istediğini imgeledi. Eşinin randevu defterini çıkararak gözden geçirdiğini zihninde canlandırdığı için gülümsedi. “Vakit ayırabilecek misin?” diye sorduğunu zihninde canlandırdı. Eşi ince gözlüklerinin üzerinden ona bakarak “Yaratırız.” diye karşılık verdi. İmgeleme sona erdiğinde ağrısı önemli ölçüde hafiflemişti. “Gerçek yaşamda John ile bunu konuşma ihtiyacının olduğunu anlaması” bile yetmişti.

Hepimiz, Alice’in yaptığı gibi düşüncelerimiz ve duygularımız arasındaki çatışmalar nedeniyle heyecanlarımızı bastırabiliriz. Alice duygularını kendine saklamanın daha uygun olacağını düşünürken sonunda onları sevdikleriyle paylaşmasının hem kendisinin hem de onların yararına olduğunu fark etmiştir. Bu iç çatışmaya, Adem ile Havva’ya kadar uzanan insanlık tarihinin en eski öykülerinde bile rastlanır. Bunun beynin iki yarı küresi arasındaki uyuşmazlık olarak ele alınması, sorunu kavramaya yönelik yeni ve potansiyel olarak faydalı bir yaklaşımdır. Beynin yarıkürelerinin kendilerine özgü doğalarının ortaya çıkmasına katkıda bulanan bir sinir uzmanı olan California Teknoloji Enstitüsü’nden Dr. Joseph Bogen’in ifade ettiği gibi: “İki beyine sahip olmak, insanı dünya üzerindeki en yaratıcı canlı kılmıştır. Zira her türlü sorunu iki değişik şekilde çözme imkanımız vardır. Bu, aynı zamanda kendi içimizde çatışmalar yaşamamızı da kaçınılmaz hale getirmektedir.”

Kendi içimizde bir çatışma yaşadığımızda bedenimiz bir savaş alanına dönüşür. Uzun ve ciddi bir mücadelenin bedeli de ağır olabilir. Çatışan tarafların pazarlık masasına çekilmesi, şifa sürecinin başlangıcı olabilir. Unutulmamalıdır ki hedef “sol beyinli” ya da “sağ beyinli” bir kişi olmak değildir; “bütünlüklü” bir beyine sahip olmaktır.

Başarılı bir çözüm için her iki tarafın da kendisini ifade etmesine fırsat tanınmalıdır. Sıkıntılarını, ihtiyaçlarını, arzularını ve barış adına önerilerini ifade edebilmelidirler. Farklı dillerden konuşuyorlarsa her iki tarafı da dinleyip uzlaşmayı sağlayabilecek tarafsız bir çevirmen bulunması ya da birbirlerinin dillerini öğrenmeye çaba sarfetmeleri gerekir. İmgeleme hakkında bilgi sahibi olmak da işte bu yüzden önemlidir: İmgeleme sağ beyinin ve insan bilinçdışının ana dilidir. Çoğumuz günlük yaşamımızda sol beyinin dilini ve mantığını anlayıp kullanabiliyoruz. Bilincinde olduğumuz ihtiyaç ve arzularımıza nispeten daha aşinayız. İmgeleme, sessiz kalan sağ beyine ihtiyaçlarını ifade etme ve özel niteliklerini şifa sürecine katma şansı tanımaktadır.

Doğrusunu söylemek gerekirse sözel ya da mantıksal düşünceyi sol beyinle ve sembolik ya da imgesel düşünceyi sağ beyinle özdeşleştirmek olayı basite indirgemektir. Ancak imgelemenin çeşitli kullanım alanlarını tartışmak için faydalı bir model sunmaktadır. İmgeleme, sessizliğe gömülü zihninizle onun kendi dilini kullanarak iletişime geçmek demektir. Son derece zengin, sembolik ve kişisel bir dildir. İmge üreten beyininizi ne kadar gözlemlerseniz ve onunla ne kadar etkileşime geçerseniz, daha sağlıklı hale gelmek için onu o kadar hızlı ve etkin bir biçimde kullanabilirsiniz.

Hasta olduğunuzda ilk önce kendinizi neden hasta hissettiğinize ve iyileşmek için ne yapmanız gerektiğine ilişkin uzun ve zorlu düşüncelere dalmanız kaçınılmazdır. Hastalığınız kronik ya da ciddi boyutlardaysa, muhtemelen birçok doktora danışırsınız. Onlar da son derece yerinde olan mantıksal analizlerden hareketle bir teşhis koyarlar. Buna rağmen tedavi iyileşmenizi ya da rahatlamanızı bile sağlamayabilir. Sol beyine özgü düşünceler sonuç vermiyorsa, “ikinci bir bakış açısı” olarak sağ beyininize neden danışmayasınız ki? Her şeyden önemlisi bedeni, hisleri ve yaşamı hakkında daha fazla bilgi sahibi olmayı kim istemez ki?

 

Hangi Tür Hastalıklar İmgeleme Yolu İle Tedavi Edilebilir?

Ön çalışmalar imgelemenin çok çeşitli hastalıkların tedavisinde etkili olabileceğini göstermiştir. Ancak kendi adıma imgeleme yolu ile tedavi edilebilecek rahatsızlıkların bir listesini sunmak niyetinde değilim. Çünkü imgelemenin faydaları öylesine çeşitlidir ki onu hastalıklardan ziyade insanları tedavi etmenin bir yolu olarak değerlendirmek daha uygundur.

İmgeleme, basit bir baş ağrısı duyuyor olsanız da ölümcül bir hastalığınız olsa da size yardımcı olabilir. Hastalıkta ve sağlıkta, hangi koşullarda bulunuyorsanız bulunun imgeleme ile gevşemeyi ve daha rahat olmayı öğrenebilirsiniz. Ağrıları ya da diğer hastalık belirtilerini hafifletebilir, azaltabilir ve ortadan kaldırabilirsiniz. Kan akışını ve kas gerginliğini artırıp azaltabilirsiniz. Bağışıklık sisteminizin tepkisini düzenleyebilirsiniz. Yaşam tarzınızın ya da alışkanlıklarınızın hastalığınızı derinleştirip derinleştirmediğini ve iyileşmek için hangi değişikliklere ihtiyacınız olduğunu görebilirsiniz. İmgeleme içinizdeki güçleri kullanmanızı mümkün kılabilir. Umudu, cesareti, sabrı, azmi, sevgiyi ve hemen her hastalıkla mücadele etmek ve iyileşmek için size yardım edebilecek diğer nitelikleri keşfedebilirsiniz.

Kuşkusuz kimi belirtiler ve hastalıklar imgelemeye diğerlerine oranlara daha kolay yanıt verirler. Stresin neden olduğu ya da kötüleştirdiği koşullar, çoğu zaman imgeleme tekniklerine oldukça olumlu yanıt vermektedir. Baş ağrısı, boyun ağrısı, sırt ağrısı, “sinirsel mide ağrısı”, bağırsak sorunları, alerjiler, kalp çarpıntıları, baş dönmesi, bitkinlik ve anksiyete gibi ortak sorunlar için aynısı geçerlidir. Kalp krizi, kanser, eklem iltihabı ve nörolojik hastalıklar gibi temel sağlık sorunlarımız ise genellikle stres, anksiyete ve depresyonlar ile daha da kötüye gitmektedir ya da hastalığın kendisi stres, anksiyete ve depresyonlara neden olabilmektedir. İmgeleme yoluyla çoğu zaman her hastalığın duygusal boyutu hafifletilebilmektedir. Böylece duygusal güçlüklerin aşılmasıyla fiziksel anlamda şifaya ulaşma yönünde adım atılabilmektedir.

Sözünü ettiğimiz ciddi sorunlarda uygun bir tıbbi bakımın da zaruri olduğunu ve bunun imgelemeyle kusursuz bir biçimde uyumlu olduğunu birkez daha hatırlatmalıyım. Herhangi bir terapi türünü seçmeniz durumunda, onu şifaya ulaşma yolunda sizin yardımcınız olduğunu düşünün ve imgelemelerinize dahil edin. Antibiyotik kullanıyorsanız ya da kemoterapiden yararlanıyorsanız ilaçların dokularınıza nüfuz ettiğini ve mücadele verdiğiniz bakteri ya da tümör hücrelerini bulup yok ettiğini imgeleyin. Ameliyat olacaksanız ameliyatın iyi geçeceğini ve başarıya ulaşacağını, iyileşme sürecinizi hızlı ve eksiksiz bir biçimde yaşayacağınızı imgeleyin. Gerçekten de bu türden ameliyat öncesi hazırlıkların sonucunda daha hızlı ve eksiksiz ilerleme kaydedilebildiğini gösteren sağlam kanıtlar mevcuttur. (3)

Şimdiye dek imgelemenin neler yapabileceğini ve nasıl işlerlik kazandığını ele almış olduk. Artık imgeleme sürecini kişisel olarak keşfetmenizin vakti geldi.

 

Martin L. Rossman, İmgelemenin İyileştirme Gücü (Ege Meta Yayınları)

Kitabından Derleyen, Nusret Sefa Yılmaz


Dipnotlar:


1. Bu konuya ilişkin yeterli bir bakış açısı için bk. A. Sheikh ve R. G. Kunzendorf, “Imagery, physiology and psychosomatic illness”, International Review of Mental Imagery, 1. Bölüm. Editör A. Sheikh, (New York: Human Sciences Press, 1984).

2. G. Rosen, A. Kleinman ve W. Katon, “Somatization in family practice: a biopsychosocial approach”, Journal of Family Practice, 14. Bölüm, 3. Sayı, 1982, sf. 493-502.

J. D. Stoeckle, I. K. Zola ve G. E. Davidson, “The quantity and significance of psychological distress in medical patients”, Journal of Chronic Disease, 17. Bölüm, 1964, sf. 959.

3. Ameliyatların sonuçlarında psikolojik etkenlere ilişkin yeterli bir bakış açısı için bk. Henry L. Bennett, “Behavioral Anesthesia”, Advances, 2. Bölüm, 4. Sayı, 1985.

C. Pickett ve G. A. Clum, “Comparative treatment strategies and their interaction with locus of control in the reduction of postsurgical pain and anxiety”, Journal of Consulting and Clinical Psychology, 50. Bölüm, 3. Sayı, 1982, sf. 439-441.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

KAYIT OLUN
Etkinliklerimizden haberdar olmak için mail adresinizi giriniz.


Haberler & Duyurular

15 Ekim 2016'da başlayacak olan "İRAD Kendini Bilmek Seminer"lerimiz Cumartesi günleri saat 15:00'de gerçekleşecektir.
» Devamı

06 Ekim 2016'da başlayacak olan "İRAD Varlıksal Gelişim Seminer"lerimiz Perşembe günleri saat 19:00 - 21:30 arasında gerçekleşecektir.
» Devamı

Haziran ayı itibariyle taşındığımız yeni adresimizdeki ilk konferansımız Sn. Jale Eğitim Önder'in sunumuyla gerçekleşti. "Hakikat Yolunda Rehberlik" isimli konferansımıza yaklaşık 65 misafirimiz katıldı.
» Devamı

Açık Adres Bilgilerine Buradan Ulaşabilirsiniz
» Devamı