ANASAYFA  |  HAKKIMIZDA  |  İLETİŞİM   |  ÜYE KAYIT

Kazalar ve Rastlantılar - Lorrıa St. Aubyn

 KOVA ÇAĞI dünya görüşü, kaza dediğimiz şeyler de buna dahil olmak üzere, hayatta hiçbir şeyin rastlantı olmadığını söyler. Tesadüf ya da kötü şans diye bir şey yoktur. Her şey bizlere ruhsal farkındalık ve tamlanma yolunda yardımcı olan örüntünün birer parçasıdır.Bir kez tekrardoğuş gerçeğini kabul eder ve -birer birey, grup üyeleri, bir ülkenin vatandaşları ve nihayet bir gezegenin sakinleri olarak- ait olduğumuz geniş örüntünün farkına varırsak, başımıza gelenlerin ve karıştığımız olayların, genel planın birer parçası olduğunu görmemizde kolaylaşır. Bu karmaşık örüntünün ne işe yaradığını, ayrıntılarını bir yana bırakıp, sadece bu işleyişe şuurlu biçimde katılacak olursak, yaşamımız eskisine nazaran çok daha baş edilebilir hale gelir. Hayatla birlikte akar gideriz.

Yalıtılmışlık hissi olmaz. Birbiriyle olabildiğine ilintili görünen, bilinmez kuvvetlerin elinde oyuncak olduğumuz şeklinde bir endişemiz de kalmaz. Yapmaya niyet edebileceğimiz en iyi şey budur. Bu etkin kabul ruhuyla ve global örüntünün bütüncül anlamda parçası olan birey kavramım biraz daha ileri götürmek üzere şimdi, hayatlarımızın ayrıntılı olaylarını bizzat seçtiğimiz fikrine geri dönelim. Bu seçimleri yaparken, hem bu enkarnasyonun hem de bütün hayatlarımızın genel toplamı çerçevesinde hareket etmiş olduk. Bu kararlar bilgelik ve sevgileri kuşku götürmeyen varlıkların eşliğinde bizler tarafından verildi. O halde bu tercihlere güvenilebilir. Doğumla birlikte, genel bakış açımız bulutlanıyor diye şüpheye kapılmak gerekmez. Bu tercihlerden hiçbiri, kazara ya da öylesine yapılmaz. İster ebeveynimizin kimliği, ister fizik bedenimizin nitelikleri, ister evliliğimizin tabiatı olsun, bunların her biri bize bu ömrümüzde gerekli desteği sağlarlar.

Spiritüel ekonomi kanunu hayatta hiçbir şeyin israf edilmemesi gerektiğini söyler. Yani bize doğumumuzda verilen yapı taşları kullanılmadan bir köşede duruyorlarsa, bu ya yoldan çıktığımızıya da en azından yolda giderken, bir ağacın altında derin bir uykuya daldığımızı gösterir. Zamanı da israf etmemek gerektiği için üst alemlerin bizi şöyle bir silkelemeleri de kuvvetle olasıdır. Özellikle, henüz üst benliğimizle temas etmemişsek ve nereye gittiğimiz konusunda bir fikrimiz yoksa, bu ilk silkeleyiş hayli yumuşak olur. Bir rüya, sezgisel bir flaş, “sürpriz” bir karşılaşma, karşımıza “çıkıveren” bir kitap, bu işi başarıyla yerine getirebilir. Dikkatimiz hayatımızdaki aksaklık ya da uyumsuzluklara kaymış durumdayken, yeniden doğru istikamete dönüveririz. Ancak bu silkelemeye cevap vermememiz de mümkündür. Bu durumda hür irademizle çatışacak hiçbir şey yapılamaz. Sadece kendimiz için işleri biraz daha zorlaştırmış oluruz. Şahsi hayatımızla hizmete karar verdiğimiz büyük örüntü arasında bir çatışma doğar. Bu çatışma iyice belirginleştiği durumda ise bize rehberlik ve yardım edenler yeni uyarılarda bulunurlar. İstiyorsak hayatımızı mahvetme hakkımız olmakla beraber, öyle bir nokta gelir ki, artık genel örüntü öncelik kazanır. Eğer çok ağır bir dengesizlik yaratılmışsa ve fazla sayıda kişinin etkin tekamülü engelleniyorsa, çok daha keskin bir silkelenme söz konusu olabilir. Artık bu silkelemeye duyarsız kalmak çok daha zordur. Bizi her gece kan ter içinde uyandıran rüya çok daha rahatsız edicidir. Bir dizi eşzamanlı hadisenin yan yana gelişi o denli kuvvetlidir ki, en koyu bir şüphecilik ya da inkar arzusu dahi, varlıklarını reddedemez. Hala harekete geçmemekte direniyorsak, artık bir “kaza” ya da bir dizi “kaza” söz konusu olacaktır.

Bu kazaların verdikleri mesajlar da hastalık mesajları kadar özelleşmiş konulardır. Eğer bu mesajları anlayıp ona göre hareket edeceksek, olayın her küçük ayrıntısı dikkatle ele alınmalıdır. Söz gelimi, hayat yolculuğumuzla ilgili bir ima var mı (bir araba, tren ya da uçak kazası)? Yoksa psişik mekanımızla ilgili bir gönderme mi (evde meydana gelen bir yangın ya da hırsızlık) söz konusu? Mesele içimizdeki eril ya da dişil prensiplerle mi ilgili (bedenimizin hangi kısmı zarar gördü)? Yoksa enerjilerimizi daha maksatlı olarak kullanmamız için geçici ya da kalıcı olarak bazı faaliyetlerden mahrum mu kaldık? Bu hadiseden, şu ya da bu bakımdan başkalarına bağımlı olma şeklinde bir şeyler mi öğrenmemiz gerekiyor? Kazanın etkilediği beden kısmımız da ipuçları verebilir. Bedenimizin farklı kısımları ve organlarımız farklı zodyak işaretleri ve farklı elementlerle ilintilidirler (toprak, hava, ateş ve su).

Örneğin, bir kalp krizi, şiddetli bir. Aslan hadisesidir; dikkatimizi sezgilerimize ve bunları nasıl ifade ettiğimize vermek gerekecektir. Bacağımız yaralandıysa, hayatımızı oturttuğumuz temellerin yeniden ele alınması bekleniyor demektir. Duyu organlarıyla ilgili problemler, özellikle bu organ vasıtasıyla olmak üzere, hayatı nasıl anladığımızla ilgili bir açıklama getiriyor, demektir. Geniş kapsamlı kazaların –bir zincirleme otoyol kazası, nükleer kazalar, volkan patlamaları, bir köprünün çökmesi gibi, ilk bakışta rastlantısal görünen olaylar- ruhsal yolculuğumuzla ilgili olarak yorumlanması insana inanılmaz gelebilir. Ancak bu çeşit olayların karma kanunu ve cazibe kanununa dayandırılması doğru olur. Karma kanununa göre, bu felaketlerin görünürdeki “kurbanları”, aslında en ekonomik bir biçimde, bu kaza vasıtasıyla, kendi özel ruhsal süreçlerinin bir parçası olan olayları yaşarlar. Cazibe kanununa göre ise, her birimiz ihtiyaç duyduğumuz olayları hayatlarımıza çekeriz. Bu, korkutucu bir tecrübe de, kahramanca işler başarma imkanı da olabilir. Tıpkı kişisel kazalarda olduğu gibi, felaketin verdiği mesajın anlaşılıp şuurlu olarak kişinin hayatına sindirilmesi sağlanırsa, daha sonra yeni “kaza” ya da aksi “tesadüflerle” karşılaşılmasına ihtiyaç kalmaz.

Kazaları, “yukarıdan” gelen silkelemeler ya da balyoz darbeleri olarak kabul etme konusundaki en büyük güçlük, beşeri bakış açımızdan ileri gelir. Bütünü göremediğimiz için bu örüntünün sonsuz bir karmaşıklık içinde işleyişini ve neden böyle bir olay için ihtiyaç ortaya çıktığını kavrayamayız. Ancak bu fikri inanca yaslayacak olursak, kazalara gösterdiğimiz tepkilerdeki öfke ve sinir hali de solup gider. Bunları yolumuza konmuş ipuçları olarak değerlendirebiliriz. Hayatın içinde kendi adımlarımızdan başka hiçbirşey görüp işitmeden yürüyecek yerde, güzergahımızı bir kızılderili gibi her kırık çalı ya da yerinden çıkmış taşı iz sürercesine takip etmeye başlarız. 

Kaynak: NewAge- Yeni Çağ Akımı, Ege Meta Yayınları,

KAYIT OLUN
Etkinliklerimizden haberdar olmak için mail adresinizi giriniz.


Haberler & Duyurular

15 Ekim 2016'da başlayacak olan "İRAD Kendini Bilmek Seminer"lerimiz Cumartesi günleri saat 15:00'de gerçekleşecektir.
» Devamı

06 Ekim 2016'da başlayacak olan "İRAD Varlıksal Gelişim Seminer"lerimiz Perşembe günleri saat 19:00 - 21:30 arasında gerçekleşecektir.
» Devamı

Haziran ayı itibariyle taşındığımız yeni adresimizdeki ilk konferansımız Sn. Jale Eğitim Önder'in sunumuyla gerçekleşti. "Hakikat Yolunda Rehberlik" isimli konferansımıza yaklaşık 65 misafirimiz katıldı.
» Devamı

Açık Adres Bilgilerine Buradan Ulaşabilirsiniz
» Devamı