ANASAYFA  |  HAKKIMIZDA  |  İLETİŞİM   |  ÜYE KAYIT

Değiştirilmiş Şuur Halleri ve Trans - Reşat Güner

 GİRİŞ
 
 İnsan şuuru üzerine yapılan araştırmalar derinleşip geliştikçe, şuur olgusunun çok derin ve çok yönlü bir şey olduğu ve basit fizyolojik açıklamalarla izahının mümkün olmadığı görülmüştür. 18. ve 19. yüzyılın ayrıştırmacı, materyalist bilim anlayışı her konuda olduğu gibi insan şuurluluğunun da fiziksel ve kimyasal süreçlerle açıklanabileceğini savunmuş ve bu tip süreçleri aşan her türlü fenomeni görmezden gelmiştir.
 Bugün dahi bu konu üzerinde pek çok tartışmalar yapılmakla birlikte artık katı anlamda materyalist görüşün ötesine geçilmiştir. Burada elbette bilimde -özellikle kuantum fiziğinde- gerçekleştirilen pek çok keşfin önemli bir payı vardır. Çünkü bu gelişmeler bilimin sınırlı ufuklarını genişletmiş ve bilim adamlarının daha cesurca atılımlar yapabilmelerini sağlamıştır. Tabiidir ki, daha keşfedilmesi ve anlaşılması gereken pek çok alan (gerek insan şuuru hakkında, gerek evren hakkında, gerekse karşılıklı bağlantılar ve bu bağlantıları yönlendiren yasalar hakkında) bizleri beklemektedir ve daha ileri çalışmalar pek çok yeni bilgiyi gün ışığına çıkaracaktır.
 İnsan şuuru ve onun derinliği ile ilgili çalışmalar tarihin çok eski devirlerine kadar uzanmaktadır. Eski Mısır, Eski Hint ve Grek filozoflarının metinlerinde bu konuyla ilgili pek çok bilgi bulmak mümkündür.
 Ayrıca hemen tüm dinlerin ve geleneklerin ibadetle ilgili uygulamalarında daha derin şuur hallerinin deneyimlenebilmesine yönelik olmak üzere pek çok uygulamalar buluruz. Örneğin Hint kökenli dinlerde meditasyon ve yoga aslında bir ibadet biçimi olarak ele alınmaktadır. Halbuki bugün pek çoğumuzun da bildiği gibi bu uygulamalar şuurumuzu dış dünyaya odaklanmaktan alıkoyarak, daha yüksek seviyeli birtakım enerjileri bünyemizde toplayabilmek amacıyla kullanılmaktadır. Ve esas amacı da zaten budur.
 Şamanik kökenli kabile kültürlerinde uygulanan çeşitli ritüellerin ve ibadetlerin de asıl amacı bir tür trans halini sağlayarak insanın ruhsal dünya ile ilişkiye geçebilmesini sağlamaktır.
 İslam kültürü içerisinde de sufizm ekollerinde yapılan çalışmalarla “keramet” denilen çeşitli psişik yeteneklerin geliştirildiğini, farklı psişik boyutlara şuur yolculukları yapıldığını görüyoruz. Bu hallerin elde edilebilmesi için, zikir, oruç ve meditasyon gibi çeşitli egzersizler uygulanmaktaydı.
 Günümüze yaklaştıkca metapsişik ve parapsikolojik araştırmalarla insan şuurunun daha derin bölgelerine ve buutlarına ait geniş bilgiler edinilmiştir. Günümüzde ise gerek psikolog ve psikiyatristlerin, gerekse çeşitli dallara mensup bilim adamlarının şuurun kökeni ve özellikleri hakkındaki araştırmaları sürmektedir. İlerleyen kısımlarda bu araştırmalardan elde edilen sonuçlara değineceğiz. Tüm bu araştırmaların özet olarak vardığı sonuç şudur:
 Şuur ve şuurluluk beynin bir yan ürünü değildir. Tam tersine beyin, şuurun fizik plandaki bir uzantısı ve vasıtasıdır. Hatta beyin ve fizik beden faaliyeti dursa veya fizik beden ortadan kalksa bile şuur faaliyeti durmamaktadır.
 Şimdi çeşitli yönleriyle kısaca insan şuuru hakkındaki bilgilerimizi gözden geçirelim.
 
 OLAĞAN ŞUUR HALLERİ
 
 Olağan şuur halleri temel olarak iki fazda kendini gösterir:
 1. Uyanıklık hali; 2. Uyku hali
 Normal yaşam içerisinde şuur yaşantımız duyulara ve duygulara bağımlı bir durumda sürüp gitmektedir. Eğer özel bir yeteneğe sahip değilsek veya bu konuda özel bir çabamız yoksa olağan durumlarda şuurumuz duyular kanalıyla dış dünyadan her an gelmekte olan etkilerle meşgul bir durumdadır. Dış etkiler hayatımızda baskındır. Zihinsel yaşantımız da bu dış etkilerle ilgili çağrışımlarla sürmektedir. Anılar, çeşitli duygu halleri zihnimize sürekli hakim olurlar.
 Uykuda ise bedene ve duyulara ilişkin faaliyetler minimum düzeye iner. Dış dünya ile ilişki kopar. Ancak hatırlanan rüyaların dışında belirgin bir şuur faaliyeti yoktur. Rüyalar ise bedensel işlevlerin veya gündelik şuur yaşantımızın etkisiyle meydana gelebildiği gibi, tamamen bunların dışında daha üst seviyeli etkilerle de oluşabilir.
 
 DEĞİŞTİRİLMİŞ ŞUUR HALLERİ
 
 Ancak bu iki halin dışında (uyku ve uyanıklık) bazen kendiliğinden bazen de özel çalışmalar sonucunda deneyimlenebilen çeşitli şuur halleri mevcuttur. Bunlara modern parapsikoloji literatüründe ve noetik bilimlerde “değiştirilmiş şuur halleri” (altered states of consciousness) denilmektedir. Bu terim, olağan şuur hallerini esas olarak kabul edip buna öncelik vermektedir. Halbuki bedenli haldeyken sahip olduğumuz şuur hali geçici ve kapalı şuur halidir. Değiştirilmiş şuur halleri olarak adlandırılan durumlar esasında, şuurumuzun derinliklerinde bulunan çok daha geniş kapsamlı boyutlara açılan minik pencerelerdir.
 
 RUH VE BEDEN İLİŞKİSİNİN GEVŞEMESİ
 
 Değiştirilmiş şuur hallerinin hepsinde az veya çok biçimde ruh ve beden ilişkisinin gevşetilmesi söz konusudur. Bu ise çok çeşitli yollarla meydana getirilebilir. Ve günümüzde bu hallerin hemen hepsi “trans” olarak adlandırılmaktadır. Bu şuur değişikliği fizyolojik, psikolojik ve farmakolojik yollarla sağlanabilir. Değiştirilmiş şuur hallerine örnek olarak ipnotik ve manyetik trans, duyumsal tecrit, gündüz düşü, kişilik değişimi, halüsinasyonlar, vecd ve medyomik transı sayabiliriz.
 Duyular dışı algılamaların gerçekleşebilmesi için algılama odağının dış duyulardan iç duyulara yönelmesi gerekmektedir.
 Şimdi içlerinde trans olgusunun da genişçe yer aldığı Değiştirilmiş Şuur Halleri ile ilgili örnekleri birer birer inceleyelim:
 
 a) İpnoz ve İpnotik Trans
 İpnoz günümüzde gerek psikolojik, gerekse psikosomatik pek çok rahatsızlıkların iyileştirilmesinde kullanılan ve telkinlerle elde edilen yaygın bir tekniktir. İpnoz halinde içine girilen duruma “ipnotik trans” denir. Bu, uyku ile uyanıklık arası bir durumdur. İpnotik transın kendi içerisinde dereceleri vardır. Bunlar çeşitli şekillerde sınıflandırılmışlardır.
 Trans derecelerinin genel özellikleri şöyledir:
 İpnoza benzer hal:
 Gevşeme, hafif bir sersemlik, gözlerin kapanması.
 Hafif Trans: Gözlerin sabitleşmesi, organlarda sertleşme, solunumun yavaşlaması, nabzın yavaşlaması, hafif anestezi.
 Orta Trans: İllüzyonlar (işitme, tatma, koklama), kısmi hatırlamama, kendiliğinden ya da uyartılmış rüyalar, kişilik değişimi, basit postipnotik telkinler, hislerde keskinleşme.
 Derin Trans: Uyurgezerlik (transtayken gözleri açabilme), kendiliğinden tam hatırlamama, postipnotik telkinlerin eksiksiz yerine gelmesi, tam hissizlik, tam uyurgezerlik, uyku sonrası pozitif görsel ve işitsel halüsinasyonlar, uyku sonrası negatif görsel ve işitsel halüsinasyonlar.
 İpnoz, çok geniş bir uzmanlık alanıdır ve bu konuda sayısız araştırmalar yapılmıştır. Burada yerimiz kısıtlı olduğundan bu konuyla ilgili olarak Michael Talbot’un Holografik Evren isimli kitabında aktardığı küçük bir örnekle yetineceğiz:
 “Babam evinde konuk ettiği bir grup arkadaşını eğlendirmek amacıyla profesyonel bir ipnozcu kiralamış ve beni de çağırmıştı. İpnozcu, orada bulunanlar arasında kimin ipnoza daha uygun olduğuna çabucak karar vermiş ve babamın yakın arkadaşlarından, Tom adındaki bir kişiyi kendisine süje olarak seçmişti. Tom bu ipnozcuyla ilk kez karşılaşıyordu.
 Tom’un çok iyi bir süje olduğu hemen anlaşıldı, birkaç saniye içinde ipnozcu onu derin bir transa sokmuştu. Sonra gösteri ipnozcularının yaptığı alışılmış oyunları uygulamaya başladı. Tom’u odada bir zürafa olduğuna inandırmıştı, Tom ona şaşkınlıkla bakmaya başladı. Sonra Tom’u, bir patatesin gerçekte bir elma olduğuna inandırdı ve Tom onu kibarca yemeğe başladı. Ama gecenin asıl olayı adamın Tom’a, transtan çıktığında genç kızı Laura’nın ona tümüyle görünmez olacağı yolundaki telkiniydi. Laura’yı, Tom‘un oturmakta olduğu sandalyenin tam karşısındaki bir sandalyeye oturttuktan sonra Tom’a uyanmasını söyledi ve ona kızını görüp görmediğini sordu.
 Tom odanın içine bakındı, bakışları, kıkırdayıp duran kızının içinden geçip gitti. ‘Hayır,’ dedi. İpnozcu Tom’a, bundan emin olup olmadığını sordu. Tom, Laura’nın kıkırdamaları artmış olmasına karşın bu soruyu yine hayır diye yanıtladı. Sonra ipnozcu Laura’nın arkasına geçti, böylece Tom’un görüş açısından gizlenmiş oluyordu, cebinden bir nesne çıkarttı. Bu nesneyi, odadaki hiç kimsenin göremeyeceği biçimde dikkatle gizleyerek, arkadan Laura’nın beline dayadı. Tom’dan bu nesnenin ne olduğunu söylemesini istedi. Tom öne doğru eğildi, sanki doğrudan Laura’nın midesine bakıyor gibiydi, sonra onun bir saat olduğunu söyledi. İpnozcu başını sallayarak onayladı ve Tom’a saatin üzerinde neler yazılı olduğunu sordu. Tom, yazılı olanları okumaya çalışır gibi çabaladı ve sonra saatin sahibinin adını (bu, odada bulunanlar arasından ve hiç birimizin kim olduğunu bilmediği birisiydi) ve saatin üzerinde yazılı olan mesajı okudu. İpnozcu daha sonra bu nesnenin gerçekten bir saat olduğunu ve Tom’un üzerindeki yazıyı doğru olarak okumuş olduğunu görebilmemiz için saati odanın içinde dolaştırdı.
 Daha sonra Tom’la konuştuğumda, kızının kendisi için kesinlikle görünmez olduğunu söyledi. Onun tek gördüğü şey, ipnozcunun ayakta durduğu ve elinin içinde bir saat tutmakta olduğu idi. Eğer ipnozcu sonradan kendisine neler olup bittiğini anlatmamış olsaydı, herkesin ortaklaşa kabullendiği normal gerçekliği algılamamış olduğunu asla bilmeyecekti.”
 
 b) Manyetizma ve Manyetik Trans
 Manyetizma yoluyla elde edilen trans biçimine manyetik uyku adı da verilir. Manyetik trans, ipnotik transa oldukça benzemektedir. Ancak ipnozdaki gibi telkinler yoluyla değil, manyetik paslar yoluyla elde edilir. Manyetik transın dereceleri de ipnotik transa oldukça benzemektedir. Ancak bu yolla daha derin bir trans elde edebilmek mümkündür.
 Hem ipnotik hem de manyetik transtan, psişik yeteneklerin geliştirilmesinde faydalanılmaktadır. Bu trans metotlarını kullanarak, telepati, durugörü ve psikometri yeteneklerini geliştirmek ve ortaya çıkartmak mümkündür.
 
 c) Medyomik Trans
 Medyomik trans da dış görünüş itibarıyla ipnotik ve manyetik transa oldukça benzemektedir. Hatta ipnotik veya manyetik süreçler yoluyla da medyomik transa geçmek mümkündür. Ancak tecrübeli ve yetişmiş bir medyom, kendi kendisine de transa geçebilir. Medyomik transta amaç daha ziyade, spatyomdaki bedensiz varlıklarla temasa geçmektir. Spatyomdaki bedensiz varlıklarla açık bir iletişim kurabilmek için hafif veya derin bir trans haline ihtiyaç vardır. Daha yüksek titreşim boyutlarındaki varlıklarla irtibata geçebilmek için daha derin transa ihtiyaç vardır.
 Medyomun yeteneklerine ve medyomluk türüne bağlı olmak üzere, trans durumu da çok farklılıklar gösterebilir. Bazı durumlarda medyom tamamen kendini kaybedebildiği gibi, bazılarında ise hemen hemen uyanıklık haline çok yakın bir durumdadır.
 
 d) Şamanik Translar
 Şamanizm, her ne kadar Kuzey ve Orta Asya’nın dinsel yaşamına hakim olmuşsa da, bu geniş toprakların dini değildir. Bazen karışıklık, bazen de araştırma tembelliği yüzünden öyle uygun görülerek, Şamanizm, Kuzey Asya halklarının, yani Türk ve Tatarlar’ın dini olarak ele alınmıştır. Oysa bu uygulamalara Amerika yerlilerinden, Avustralya ve Güney Afrika’ya kadar pek çok yerde rastlamak mümkündür.
 Şamanik uygulamalarda ve kabile kültürlerinde hem bireysel hem de toplu trans deneyimlerinin çok önemli bir yeri vardır. Öncelikle şaman denilen kişi psişik yetenekleri oldukça gelişmiş hassas bir medyomdur. Hatta şamanların bazılarında şifacılık başta olmak üzere, durugörü, duruişiti, prekognisyon ve medyomluk yeteneklerinin pek çoğunun birden bulunduğunu görebiliriz. İyi bir şaman bugünün lisanıyla birinci sınıf bir trans medyomudur. Yani ruhsal alemdeki bedensiz varlıklarla iletişim kurup onların etkilerini ve fikirlerini yeryüzüne aktarabilen bir insandır.
 
 e) Vecd Hali (Ekstaz)
 Vecd hali özellikle mistik, ezoterik ve tasavvufi çalışmalarda deneyimlenmesi amaç edinilen bir tür trans halidir. Kendiliğinden deneyimlenebileceği gibi, çeşitli çalışmalarla da ulaşılabilir. Bu hali yaşadığını söyleyen kimseler bunun sözcüklerle ifade edilemeyeceğini söylerler. Ancak vecd hali şu şekilde tarif edilebilir:
 Bedensel Olarak: Hemen tam bir hareketsizlik görülür. Dolaşım, solunum vs. çok yavaşlar.
 Duyular bakımından: İçsel bakımdan sözcüklerle tarif edilebilmesi mümkün olmayan bir mutluluk, bir sevinç duygusu görülür.
 Zihinsel Yönden: Dış dünyayla her türlü bağ kesilir. Ruhta, kendini her şeyle bütün hissetme, birleşmişlik duygusu vardır. Vecd halinde insanın benliği yok olur. Duyular aleminden ayrılır. Duyular, duyu organları, teorik akıl ortadan kalkmıştır. Hatıralar ve irade yok olur. Vecd halinde insan kendisini doğayla, evrenle veya diğer canlılarla bütün hisseder.
 Yoğun duygusal hallerde kendi kendine telkinlerle ve birtakım zikirlerle deneyimlenen bazı hezeyan hallerini gerçek vecd hali ile karıştırmamak gerekir.
 
 g) Lüsid Rüyalar
 Son yıllarda psikologlar, lüsid rüyalarla giderek daha fazla ilgilenmeye başlamışlardır; bu, rüya görenin tam uyanıklık durumundaki şuurunu koruduğu ve rüya görmekte olduğunun farkında olduğu bir rüya türüdür. Lüsid rüyaların, şuurlu olma olgusunun dışında başka birçok kendine özgü özellikleri vardır. Rüya görenin temel olarak edilgen bir katılımcı olduğu normal rüyaların tersine, lüsid rüya gören kişi, genellikle rüyasını çeşitli yollarla yönlendirebilmektedir, örneğin, bir kabusu hoş bir deneyime dönüştürebilir, rüyanın yer aldığı sahneyi değiştirebilir ya da belirli bireyleri ya da durumları çağırabilir. Bir lüsid rüyadaki mermer zeminler kişiyi ürkütecek denli katı ve gerçektir, çiçekler parlak renkler ve kokular saçarlar; her şey canlı gibidir ve garip bir enerjiyle doludur. Lüsid rüyaları inceleyen araştırmacılar bu rüyaların, kişisel gelişim, özgüveni artırma, zihinsel ve fiziksel sağlığı geliştirme ve yaratıcı bir sorun çözme yeteneği kazanmayı kolaylaştırma konularında uyaran olarak çeşitli yönlerden işlevsel olabileceğine inanmaktadırlar.
 
 h) Beden Dışı Deneyimler (BDD) ve Ölüme Yakın Deneyimler (ÖYD)
 İnsan şuurunun bedenle sınırlı olmadığını açık seçik bir biçimde gözler önüne seren iki olgu da, BDD ve ÖYD’lerdir
 Tipik bir BDD olayı genellikle kendiliğinden oluşur ve daha çok uyku, meditasyon, anestezi, hastalık ve travmatik acılar sırasında ortaya çıkar (bununla birlikte diğer bazı koşullarda da ortaya çıktığına rastlanmıştır). Bu durumda, kişi birden zihninin bedeninden ayrılmış olduğu konusunda canlı bir his içinde olur. Genellikle, kendisini bedeninin üzerinde havada yüzer durumda bulur, diğer mekanlara gidebileceğinin ya da uçabileceğinin farkına varır.
 Bu beden dışı yolculuklara, “Astral Seyahat” veya “Şuur Projeksiyonu da denilmektedir.
 Ölüme Yakın Deneyimlerde de aynı özellikler görülür. Bunlar genellikle, aşırı hastalık, şok, kalp durması, komalar ve şiddetli kazalar gibi durumlarda meydana çıkmaktadır.
 Tipik bir ÖYD özetle şöyle olmaktadır:
 Bir adam ölmektedir ve birden kendisini bedenin üzerinde havada yüzer durumda bulur, olup biteni oradan izlemektedir. Birkaç saniye sonra büyük bir hızla bir karanlığın ya da bir tünelin içinden geçer. Parıltılı bir ışıkla aydınlanmış bir alana varır; orada, yakın geçmişte ölmüş dost ve akrabaları onu sıcak bir biçimde karşılarlar. Genellikle tanımlanamaz güzellikte bir müzik duyar ve gözlerinin önünden dünyada gördüğü her şeyden daha güzel görüntüler -dalgalanan çayırlar, çiçeklerle dolu vadiler ve parıldayan nehirler- geçer. Bu ışıkla dolu dünyada hiçbir acı ya da korku duymaz, içini neşe, sevgi ve barış duyguları kaplar. Büyük bir şefkat duygusu yayan bir “ışık varlıkla” (ya da varlıklarla) karşılaşır, tüm yaşam gözlerinin önünde panoramik birbiçimde yeniden canlanır. Bu daha büyük gerçeklik alemi onu kendisinden o denli geçirmiştir ki, orada kalmaktan başka hiçbir şey istemez. Bununla birlikte, genellikle bir varlık ona henüz zamanın gelmediğini söyler ve dünyasal yaşamına geri dönmesi ve fiziksel bedenine tekrar girmesi için onu ikna eder.
 Bunun yalnızca genel bir tanım olduğunu ve tüm ÖYD’lerin anlatılan tüm bu özellikleri taşımayabileceğini söylemekte yarar var. Bazı deneyimlerde yukarıda anlatılan özelliklerden bazıları yer almayabileceği gibi, diğerlerinde de bazı ek içerikler olabilir. Bu deneyimlerin simgesel süslemeleri de çeşitlemeler sergileyebilir. Örneğin, Batı kültürlerinden gelen ÖYD’ciler yaşam ötesi aleme bir tünelden geçerek girerken, diğer kültürlerden gelen deneyimciler bir yoldan aşağı yürüyerek, bir su kütlesinin üzerinden geçerek de öte aleme ulaşabilir.
 
 i) Psikodelik Maddeler Yoluyla Elde Edilen Değiştirilmiş Şuur Halleri
 İnsanda psikolojik değişikliğe neden olan bitkilerin ilk kayıtlı kullanımı 1502 yılına rastlar. Bu tarihte Meksika’nın Aztec Hükümdarı (Montezuma II) için yapılan şenlikler sırasında yüklüce miktarda özel bazı mantarlar tüketilmişti. Kayıtlara göre bunu kullanan yerliler, vizyonlar gördüler, intihar ettiler, kimisi medyomsal yetenekler sergilediler ve gelecekle ilgili kenahetlerde bulundular.
 Bundan sonraki zamanlarda insanda psikolojik değişikliğe neden olan maddeler (drugs) parapsikolojik araştırmalarda kullanıldı. Aslında parapsikologlar ellerindeki süjeleri her istedikleri zaman deney yapabilecekleri uygun bir şuur haline sokmayı hep istemişler ve bunu yapabilecek maddeleri arayıp durmuşlardır.
 Bazı mantar, kaktüs ve öteki bitkilerin sadece vizyonu körüklemekle kalmayıp, davranışlardaki birtakım değişikliklerle sonuçlanan algılama değişikliklerine de neden olduğu çok eskiden beri bilinmektedir. Parapsikologlar vizyonların DDA (Duyular Dışı Algılama) ile şu veya bu bakımdan ilişkili olduklarını bildiklerinden doğal olarak DDA araştırmalarında bu bitkilerin yararlı olup olmayacağını düşünmüşlerdir. Fakat bu uygulamadan önce, bu maddeler nedir ve nasıl çalışırlar?
 Halk arasında drog adı verilen herhangi bir ilacı bol miktarda kullandığımız zaman dilerium, halüsinasyon ya da benzeri normal olmayan zihinsel fenomenler ortaya çıkmaktadır. Fakat bazı maddeler küçük dozlarda alındıklarında, fiziksel bir hasara neden olmadan DDA’yı harekete geçirebilmektedir. “Amanita muscaria” ve “psilocybe mexicana” gibi bazı mantarlar, kullananda halüsinasyonu harekete geçirmekte, bazı psikolojik değişiklikler meydana getirmektedir. Bu “psikolojik değişiklikler” ile ilgili olmak üzere “psilocybin” denen ilaç Dr. Albert Hofmann tarafından sentetik olarak yapılmıştır.
 “Peyote” bir kaktüs türüdür ve bazı kısımları alındığı zaman insana zihinsel yolculuk yaptırır. Renkler daha parlak görünür, görsel bozulmalar (distortions) olur ve kullanan kişi tüm düşünce mekanizmasının kontrolünü kaybeder. Bu kaktüsten elde edilen ve insanda psikolojik değişikliğe neden olan maddenin adı “mescaline”dir. İnsanda psikolojik değişikliğe neden olan maddelerin en popüleri, bilindiği gibi LSD (Lysergic acid diethylamide)’dir ki bu da, Dr. Hofmann tarafından tamamen sentetik olarak elde edilmiştir. Bunlara benzer ya da daha başka etkileri olan, bir sürü insanda psikolojik değişikliğe neden olan maddeler de vardır.
 
 DR. STANISLAV GROF VE ÇALIŞMALARI
 
 Çek kökenli ABD’li psikiyatrist Stanislav Grof şuurun olağandışı durumlarıyla ilgilenmeye 1950’lerde, anavatanı Çekoslovakya’daki Prag’da bulunan Psikiyatrik Araştırmalar Enstitüsü’nde halüsinasyonlar oluşturan LSD’nin klinik kullanımını incelediği sırada başlamıştı.
 Seans sonuçları çarpıcıydı. Seriler halinde uygulanan LSD seanslarının psikoterapik süreci hızlandırdığı ve birçok bozuklukların tedavisi için gereken zamanı kısalttığı çabucak anlaşıldı. Kişileri yıllarca rahatsız eden sarsıntılı anılar deşilip açığa çıkartıldı ve çözümlendi, giderek bazen şizofreni gibi ciddi durumlar iyiliştirilebildi. Ancak en şaşırtıcısı, hastalardan çoğunun hastalıklarıyla ilgili konuların ötesine hızla geçmekte ve Batı psikolojisince araştırılmamış alanlara dalmakta oluşlarıydı.
 Grof uzun yıllar süren LSD deneyleri sonucunda deneklerinde şu başlıklar altında toplayabileceğimiz bazı deneyimleri gözlemiş ve bunlara “normal kişiliği aşıp geçen” anlamında olmak üzere “Transpersonal Deneyimler” adını vermiştir. Grof, bu deneyimleri temel olarak şu şekilde sınıflandırmaktadır:
 I. Nesnel Gerçeklik Çerçevesi İçinde Deneysel Şuur Genişlemeleri
 A. Zamansal Şuur Genişlemeleri
 -Embriyo ve cenin haline ait deneyimler
 -Geçmişe ait deneyimler
 -Kolektif ve ırksal şuurdışı deneyimleri
 -Evrimsel deneyimler
 -Geçmiş yaşam deneyimleri
 -Prekognisyon, durugörü, duruişiti ve “zaman yolculukları”
 B. Uzamsal Şuur Genişlemeleri
 -Başka kimselerle özdeşleşme
 -Grup özdeşliği ve grup şuuru
 -Hayvansal özdeşleşme
 -Yaşamla ve tüm yaratılmışlarla birlik hissi
 -İnorganik madde şuuru
 -Gezegensel şuur
 -Gezegenötesi şuur
 -Bedendışı deneyimler, durugörü ve duruişiti seyahatleri, “uzay yolculukları” ve telepati
 C. Uzamsal Şuur Sıkışması
 -Organ, doku ve Hücre Şuuru
 II. Nesnel Gerçeklik Çerçevesi Ötesinde Deneysel Şuur Genişlemeleri
 -Ruhsal ve medyomsal Deneyimler
 -İnsanüstü ruhsal varlıklarla karşılaşma deneyimleri
 -Diğer evrenler ve orada bulunan varlıklarla karşılaşma deneyimleri
 -Arşetipik deneyimler ve karmaşık mitolojik diziler
 -Çeşitli Tanrısal Varlıklarla karşılaşma deneyimleri
 -Evrensel sembollerin sezgisel anlayışı
 -Şakraların harekete geçmesi ve kundalini’nin uyanışı
 -Evrensel zihin şuuru
 -Supra-kozmik ve Meta-kozmik Boşluk
 -Rahim içinde olma hissini tekrar yaşamak
 Grof önceleri bunların yalnızca hayali deneyimler olduğunu sanmıştı. Ama kanıt birikimi sürdükçe, hastaların yaptığı tanımlamalarda ortaya çıkan embriyoloji bilgisinin, hastanın bu alanda daha önce edinmiş olduğu bilgilerin çok ötesine geçtiğinin farkına varmakta gecikmedi. Hastalar annelerinin kalp seslerinin belirli niteliklerini, karınzarı boşluğunun içindeki akustik fenomenin yapısını, plasenta içindeki kan dolaşımıyla ilgili belirli ayrıntıları ve hatta yer almakta olan çeşitli hücresel ve biyokimyasal süreçler hakkındaki ayrıntıları kesinlikle doğru olarak tanımlıyorlardı. Ayrıca annelerinin gebeliği sırasındaki önemli düşünce, duygular ve karşılaştığı fiziksel sarsıntılar gibi olguları da tanımlıyorlardı.
 Grof, mümkün olan her durumda bu savları araştırıyordu, bu arada çoğu kez konu edilen anneyi ve diğer kişileri sorguya çekerek bu savları doğrulamayı başarabilmişti. Bu program için eğitildikleri sırada doğum öncesi anılarını deneyimleyen psikiyatristler, psikologlar ve biyologlar (Bu çalışmada yer alan tüm terapistler LSD psikoterapi seanslarından birçok kez geçmişlerdi) bu deneyimlerin otantikliği konusunda aynı şaşkınlığı dile getirmişlerdi.
 
 BAŞKA CANLILAR YA DA NESNELERLE ÖZDEŞLEŞME
 
 Tüm bu deneyimlerin en altüst edici olanı ise, hastanın şuurunun olağan ego sınırlarının ötesine geçerek başka canlı varlıklar ve hatta nesnelerin kimliğine bürünmesinin nasıl bir şey olduğunu keşfetmesiydi. Örneğin Grof’un, birdenbire dişi bir tarih öncesi sürüngen kimliğine büründüğünü sanan bir kadın hastası vardı. Böyle bir biçim içine sıkışmış olmanın nasıl bir şey olduğunu zengin ayrıntılı tanımlarla vermekle kalmıyor, türünün erkek cinsinin anatomisinde kendisini cinsel olarak en çok uyaran bölümünün kafasının yanında, renkli pullardan oluşan bir leke olduğunu da söylüyordu. Bu kadının bu konuda daha önce herhangi bir ön bilgisi yoktu, oysa Grof, sonradan bir hayvanbilimciyle görüşerek, sürüngenlerin belirli türlerinde baş üzerindeki renkli bölgelerin gerçekten cinsel istek uyandıran tetik görevi üstlenmiş olduğunu doğrulattı.
 
 BAŞKALARINA VE GEÇMİŞE AİT OLAYLARIN DENEYİMLENMESİ
 
 Hastalar aynı zamanda akraba ve atalarının şuuruna da erişebiliyorlardı. Bir kadın, annesi üç yaşında olduğu sırada başına gelen ürkütücü bir olayı deneyimlemenin nasıl bir şey olduğunu yaşamıştı. Kadın ayrıca, annesinin yaşadığı evin ve üzerindeki beyaz çocuk önlüğünün açık bir tanımını da yapmıştı. Annesi sonradan tüm bu ayrıntıları onayladı ve kızıyla bu konuda daha önce hiç konuşmamış olduğunu itiraf etti. Diğer hastalar on yıllar hatta yüzyıllar önce yaşamış atalarının karşılaştığı olayların aynı şekilde açık seçik tanımlarını yapmışlardı.
 Diğer deneyimler ırksal ve ortak anılara geçişleri de içeriyordu. Slav ırkından olanlar Cengiz Han’ın Moğol sürülerinin fetihlerine katılıyor, Kalahari çölünde buşmanlarla birlikte transa girip dans ediyor, Avustralya yerlileriyle kabileye kabul törenlerine katılıyor ve Aztek sunaklarında kurban edilerek ölüyorlardı. Yine tanımlar, hastanın eğitiminin sınırlarını, ırkını ve konuyla daha önceki ilgisini tümüyle aşan belirgin tarihsel olgulara ve belirli bir bilgi düzeyine sahipti. Örneğin, eğitimsiz bir hasta, Eski Mısır’daki mumyalama uygulaması konusunda zengin ayrıntılarla dolu tekniklerden, ayrıca çeşitli muska ve gömü kutularının biçim ve anlamlarından söz etmiş ve mumya bezinin katılaştırılmasında kullanılan malzemelerin bir listesini vermiş, mumya sargılarının en, boy ve biçimini ve Mısır cenaze hizmetlerinin diğer gizli yönlerini anlatmıştı. Diğer bireyler ise, Uzak Doğu kültürlerine uyum yapmış ve yalnızca bir Japon, Çinli ya da Tibet’li bir psişe olmanın nasıl bir şey olduğunu duyuran etkileyici tanımlamalar yapmakla kalmamış, ayrıca Taoist ya da Budist öğretilerle ilgili olarak da fikirler yürütmüşlerdir.
 
 SINIRSIZ DENEYİMLER
 
 Aslında, Grof’un LSD deneklerinin içine daldığı durumların bir sınırı yok gibiydi. Onların, evrim ağacındaki her bir hayvan, hatta bitki olmanın nasıl bir şey olduğunu bilme yetileri vardı. Onlar, bir kan hücresinin, bir atomun, güneşin içindeki bir termonükleer sürecin, tüm bir planetin ve giderek, tüm kozmosun şuurunu deneyimleyebiliyorlardı.
 Bunun da ötesinde, zaman ve mekanın ötesine geçip, gizemli bir şekilde geleceğe ait doğru bilgilerle ilişkiye geçebilme yeteneğine sahiptiler. Bazen bu şuursal yolculukları sırasında daha da garip bir kanaldan, insanötesi zekalarla, bedensiz varlıklarla, “ yüksek şuur planları”ndan ruhsal rehberlerle ve diğer insanüstü varlıklarla ilişkiye girebiliyorlardı.
 
 ÖTEALEM DENEYİMLERİ
 
 Denekler bazen, başka evrenlere ve diğer gerçeklik düzeylerine de geçebiliyorlardı. Depresyon geçirmekte olan genç bir adam, özellikle sinir bozucu bir seans sırasında, kendisini başka bir boyutta buldu. Burası ürkütücü bir biçimde aydınlanmıştı; denek, hiç kimseyi görmediği halde, çevresinin bedensiz varlıklarla dolu bulunduğunu seziyordu. Birden birisinin kendisine çok yakın durduğunu duyumsadı ve şaşkınlık içinde bu varlığın kendisiyle telepatik iletişime girdiğini fark etti. Bu varlık ondan, Kromeriz ‘de Moravian kentinde yaşayan bir çiftle ilişki kurmasını ve onlara, oğulları Ladislav’ın iyi durumda bulunduğunu ve her şeyin yolunda olduğunu iletmesini istedi. Sonra ona bu çiftin adını, adresini ve telefon numarasını verdi.
 Bu bilgi, ne Grof için ne de genç adam için hiçbir anlam taşımıyordu; onun sorunları ve tedavi süreciyle hiçbir ilgisi yoktu. Yine de Grof, bu bilgiyi aklından çıkartamadı. “Biraz tereddüt ve karışık duygulardan geçtikten sonra, yaptığım şeyi öğrendikleri takdirde, meslektaşlarımın alaylarına hedef olacağıma kesinlikle emin olduğum şeyi yapmaya karar verdim,” diyor Grof, “telefona gittim, Kromeriz’deki o numarayı çevirdim ve Ladislav’la konuşmak istediğimi söyledim. Telefonun öbür yanındaki kadının ağlamaya başladığını duyunca şaşırıp kaldım. Kendine gelince, kırık bir sesle bana şöyle dedi: ‘Oğlumuz artık bizimle birlikte değil; o bu dünyadan göçtü, onu üç hafta önce yitirdik.’”
 
 ŞUURDIŞI ALEMLERİN SONSUZ GENİŞLİĞİ
 
 1960’da Grof, Maryland Psikiyatrik Araştırmalar Merkezi’nden bir teklif alarak Birleşik Devletler’e taşındı. Bu merkezde LSD’nin psikoterapik (ruhsal tedavi alanındaki) uygulamalarını araştırmak için denetimli çalışmalar yapıyordu. Merkez, sürekli uygulanan LSD seanslarının çeşitli zihinsel düzensizlikleri olan bireyler üzerindeki etkilerini incelemekle birlikte, aynı zamanda “normal” gönüllüler -doktorlar, hemşireler, ressamlar, müzisyenler, filozoflar, bilim adamları, rahipler ve dinbilimciler- üzerindeki etkilerinide araştırma kapsamına alıyordu. Ve Grof yine, aynı fenomenin sürekli olarak yinelenmekte olduğunu gördü. Sanki LSD insan şuuruna, şuurdışının yeraltı bölgelerinde yer alan bir tür sonsuz metro sistemine, tünellerden ve dolaşık yollardan oluşan bir labirente açılan bir kanal sağlıyordu ve burada evrendeki her şey birbiriyle bağlantı halindeydi.
 Her biri en az beş saat süren üç binin üzerindeki LSD seansını kişisel olarak yönettikten ve meslekdaşları tarafından yönetilmiş bulunan iki binden fazla seansın kayıtlarını inceledikten sonra Grof, kesinlikle olağandışı bir şeylerin olagelmekte olduğu kanısına vardı. “Yıllar süren kavramsal mücadele ve çatışmalardan sonra, LSD araştırmalarından çıkan verinin, psikoloji, psikiyatri, tıp ve belki genel olarak bilimin günümüzde geçerli olan paradigmalarında hızla etkin bir yeniden düzenlemeye gidilmesinin gerekliliğine işaret etmekte olduğu sonucuna vardım,” diyordu Grof. “Şu anda, evren, gerçekliğin yapısı ve özellikle insan ırkı hakkında günümüzde geçerli olan anlayışların yapay, yanlış ve noksan olduğu konusunda çok az kuşkum var.”
 Grof, şuurun kişiliğin alışılmış sınırlarını aştığı deneyimlerden oluşan bu fenomeni tanımlamak için transpersonal (aşkın kişisellik yada kişiselliği aşma durumu) terimini buldu ve 1960’ların sonlarında, içlerinde psikolog ve eğitimci Abraham Maslow’un da bulunduğu, kendisiyle aynı düşüncede olan profesyonellerle birlikte, transpersonal psikoloji adını verdikleri yeni bir psikoloji ekolü kurdular.
 
 HOLOTROPİK TERAPİ
 
 Grof”un en şaşırtıcı buluşu belki de, LSD almış bireyler tarafından bildirilen fenomenlerin, herhangi bir uyuşturucuya başvurmadan da deneyimlenebilir oluşuydu. Bu amaçla Grof ve karısı Christina, böyle holotropik, ya da olağandışı, şuur durumlarını uyarabilecek basit ve ilaçsız bir teknik geliştirmişlerdi. Kişinin, içine girdiğinde varlığın tüm görünümleriyle bağlantılı olan holografik labirente geçmesine olanak veren bir holotropik şuur düzeyini tanımlamışlardı. Bu görünümler, kişinin biyolojik, psikolojik, ırksal ve ruhsal tarihini, dünyanın geçmişini, bugününü ve geleceğini, diğer gerçeklik düzeylerini ve LSD deneyimleri olarak sunmuş olduğumuz diğer tüm deneyimleri içeriyordu.
 Grof’lar tekniklerine holotropik terapi adını vermişlerdi; değiştirilmiş şuur hallerini uyarabilmek için yalnızca hızlı ve denetimli soluma, müzik, masaj ve beden hareketleri kullanıyorlardı. Günümüze dek binlerce birey onların çalışmalarına katılmış ve hepsi de en az Grof’ların LSD üzerinde daha önce yapmış oldukları çalışmalardaki denekler tarafından tanımlananlar kadar görkemli ve duygusal derinliğe sahip deneyimler bildirmiştir.
 
 SONUÇ
 
 İnsan şuuru ile ilgili olarak yapılan tüm araştırmalar ve bu araştırmalardan elde edilen veriler insan varlığının derinliklerinde keşfedilmeyi bekleyen pek çok yetenekler bulunduğunu göstermektedir. Ayrıca bu yetenekler yalnızca psişik yeteneklerle doğmuş bulunan bireylerin yararlanabileceği bir ayrıcalık değildir. Her insan, insan olmak sebebiyle bu yeteneklere sahiptir. Elbette bu konuda herkesin kapasitesinin bir sınırı olmakla birlikte hepimiz kendi varlığımıza ait bu potansiyeli geliştirebilir, günlük hayatımızda ondan yararlanabiliriz.
 Günümüzde değiştirilmiş şuur halleri ve insan şuuru ile ilgili araştırmalar geniş çaplı olarak sürdürülmekte ve bunlardan çeşitli alanlarda performansı yükseltmek için yararlanılmaktadır.
 Bu yazımız konuya kısa bir giriş mahiyetinde olmak üzere tanıtıcı bilgi vermek için hazırlanmıştır. Dileyen okurlar kaynaklarda yer alan eserleri inceleyerek konu hakkında derinlemesine araştırma yapabilirler.
 
 Kaynak ve Başvuru Kitapları:
 Trans - Değişik Bir Şuurun Oluşumu, G. Lappasade, Ruh ve Madde Yayınları
 Holografik Evren, Michael Talbot, RM Yayınları
 Parapsikoloji - Duyular Dışı İletişim, D. Scott Rogo, RM Yayınları
 Metapsişik Terimler Sözlüğü, Ergün Arıkdal, RM Yayınları
 Realms of the Human Unconscious, Stanislav Grof, Viking Press
 Kozmik Oyun, Stanislav Grof, Ege Meta Yayınları
 Geleceğin Psikolojisi, Stanislav Grof, Ege Meta Yayınları
 Rüyalarınızdan Yararlanın, Derleyen: Gündüz Öğüt, Ege Meta Yayınları
 Rüyalar, Sevda Yücesoy, Ruh ve Madde Yayınları

KAYIT OLUN
Etkinliklerimizden haberdar olmak için mail adresinizi giriniz.


Haberler & Duyurular

15 Ekim 2016'da başlayacak olan "İRAD Kendini Bilmek Seminer"lerimiz Cumartesi günleri saat 15:00'de gerçekleşecektir.
» Devamı

06 Ekim 2016'da başlayacak olan "İRAD Varlıksal Gelişim Seminer"lerimiz Perşembe günleri saat 19:00 - 21:30 arasında gerçekleşecektir.
» Devamı

Haziran ayı itibariyle taşındığımız yeni adresimizdeki ilk konferansımız Sn. Jale Eğitim Önder'in sunumuyla gerçekleşti. "Hakikat Yolunda Rehberlik" isimli konferansımıza yaklaşık 65 misafirimiz katıldı.
» Devamı

Açık Adres Bilgilerine Buradan Ulaşabilirsiniz
» Devamı