ANASAYFA  |  HAKKIMIZDA  |  İLETİŞİM   |  ÜYE KAYIT

Sümer Tanrıları ve İnsanlığın Kökeni - Derleyen: İsmet Yalçın

Sümer Tanrıları ve İnsanlığın Kökeni - Derleyen: İsmet Yalçın

 İnsanın dünya üzerinde yaşamaya başlaması ile ilgili olarak elimizde birçok bilgi vardır. Artık bilim adamlarının elinde insana benzeyen maymunların 25 milyon yıl önce yaşadığına ilişkin kanıtlar bulunmaktadır.

Doğu Afrika’daki keşifler insanımsı maymunlara (hominid) geçişin 14 milyon yıl önce olduğunu gösteriyor. Homo sınıflandırmasına girecek ilk maymun adam da yaklaşık 11 milyon yıl sonra ortaya çıkıyor.
İnsana en çok benzediği düşünülen ilk varlık (gelişmiş Australopithecus), Afrika’da 2 milyon yıl önce yaşadı. Homo erectus’u üretmek ise bir milyon yıl daha aldı. 900 bin yıl daha geçtikten sonra, ilk ilkel insan ortaya çıktı ve kalıntılarının ilk bulunduğu sit alanın adı olan Neanderthal ile adlandırıldı.
Gelişmiş Australopithecus ve Neanderthal arasında 2 milyon yıldan fazla bir zaman geçmiş olmasına karşın, bu iki grubun araç gereçleri olan keskin taşlar neredeyse aynıydı. Derken aniden ve açıklanamaz bir biçimde, 35 bin yıl kadar önce, yeni bir insan ırkı, yani Homo sapiens (düşünen insan), sanki yoktan var oldu ve Neanderthal insanı dünya yüzünden siliniverdi.
Cro-Magnon olarak adlandırılan bu modern insanlar bize o kadar çok benziyorlardı ki, bizim gibi modern kıyafetler giyseler herhangi bir Avrupa veya Amerika şehrinde kalabalığa karışabilirlerdi.
Milyonlarca yıl boyunca, insanın araç gereçleri hep yararlı biçimlerdeki basit taşlar olmuştu. Ancak Cro-Magnon insanı, tahtadan ve kemiklerden, özel amaçlar için kullanmak üzere araç, gereç ve silahlar yaptı. Artık “çıplak maymun” değildi, çünkü derilerden kendine giysiler yapıyordu. Toplumu örgütlüydü, ataerkil bir hegemonya ile klanlar halinde yaşıyordu. Mağara duvarlarındaki resimleri sanatçılık ve duygusal derinlik içeriyordu. Ölülerini gömüyordu.
Cro-Magnon insanının ortaya çıkışı gizemli ve açıklanamaz olmasına rağmen, Afrika’da bazı kazılar ilerledikçe daha ilginç bilgilere ulaşılıyordu. Sonuçta Cro-Magnon insanının, 250 bin yıl kadar önce Batı Afrika ve Kuzey Afrika’da yaşamış olan daha erken bir Homo sapiens’den türediği ortaya çıktı.
Modern insanın, Homo erectus’tan sadece 700 bin yıl sonra ve Neanderthal insanından 200 bin yıl kadar önce ortaya çıkmış olması biraz zor görünmektedir. Ayrıca Homo sapiens yavaş bir evrimsel süreçten o kadar aşırı uçta bir ayrılışı temsil etmektedir ki, konuşma yeteneğimiz gibi özelliklerimizin çoğunun ilk primatlarda bulunması hemen hemen imkansızdır. Bu konudaki en önemli otoritelerden biri olan Prof. Theodosius Dobzhansky bu gelişmenin evrimsel bir ilerleme için en uygunsuz zaman olan, Dünya’nın buzul çağından geçtiği bir dönem sırasında meydana gelmesi karşısında çok şaşkındır. Homo sapiens’ten daha önce bilinen bazı tiplerin özelliklerinden tamamen yoksun ve daha önce hiç ortaya çıkmamış özelliklere sahip olmasına dikkat çekerek, şu sonuca varır. “Modern insan fosil bakımından soydaşı birçok akrabaya sahiptir ama atası yoktur; dolayısıyla Homo sapiens’in türemesi bir bulmacaya dönüşmektedir”.
Bu durumda insanın geçmişi ile ilgili birçok soru karşımıza çıkmaktadır. İnsanın taşları yontup şekillendirmesi ve işine yarayacak tarzda kullanması 2 milyon yıl almıştı. Ama şimdi Neanderthal insanından yaklaşık 50 bin yıl sonra, Ay’a astronotlar, güneş sistemindeki diğer gezegenlere de uzay araçları indiriyoruz.

UYGARLIĞIN ÇIKIŞ NOKTASI: YAKIN DOĞU

Bu kadar eski bir geçmişe sahip olan insanlığın uygarlık izleri ilk olarak Yakın Doğu’daki kazılarda bulunmuştur. Bulunan kayıtlarda şaşırtıcı olan bir nokta da M.Ö. 27000’lerden M.Ö. 11000’lere kadar nüfus gittikçe azalmış, yerleşimin tamamen ortadan kalktığı bir durum ortaya çıkmıştır. İklimsel olduğu tahmin edilen sebepler nedeniyle insan 16 bin yıl kadar o bölgeden neredeyse tamamen ayrılmıştır. Ve derken M.Ö. 11000 civarında “düşünen insan” yeni bir şevk ve izah edilemez biçimde yüksek bir kültürel seviye ile tekrar ortaya çıkmıştır. Sanki bu oyunu izleyen görünmez bir hoca, insan takımının güçten düştüğünü görmüş ve artık tükenmiş olanların yerini alması için sahaya taze ve daha iyi eğitilmiş bir takım çıkarmıştır.
Bilginlerimiz için halen anlaşılmaz olan, ama tarih öncesi hikayemize devam ettikçe ortaya çıkacak sebepler yüzünden, insanın uygarlığa doğru yürüyüşü, M.Ö. 11000’lerden birkaç bin yıl sonra, Yakın Doğu’nun yaylalarıyla sınırlanmıştır. Kilin birçok amaçla kullanılabileceğinin keşfi de insanın dağlardan ovalara inişiyle aynı tarihlere rastlar.
M.Ö. yedinci bin yılda Yakın Doğu’nun uygarlık yarım dairesi çok sayıda araç gereçle, süslemeler ve heykelciklerle kaynamaktadır. M.Ö. 5000’lerde Yakın Doğu’da süper kalitede ve şahane tasarımlarla kil ve çömlekçilik nesneleri üretiliyordu. Ama arkeolojik kanıtlar göstermektedir ki M.Ö. 4500’lerde ilerleme bir kez daha yavaşlamış, insan ve kültüründe yeni bir gerileme başlamıştır.
Derken beklenmedik bir şekilde Yakın Doğu hayal edilebilecek en büyük uygarlığın, bizimkinin köklerinin de sıkı sıkıya bağlı olduğu bir uygarlığın doğuşuna tanık oldu. Gizemli bir el, bir kez daha insanı gerileyişinden çekip çıkarmış ve onu çok daha yüksek bir kültür, bilgi ve uygarlık seviyesine yerleştirmişti.
Uzun zaman boyunca Batılı insan, uygarlığın, Yunan ve Roma uygarlıklarının bir hediyesi olduğuna inandı. Ama Yunan filozofları daha erken kaynaklardan yararlandıklarını tekrar tekrar yazmışlardır. Daha sonraları Avrupa’ya dönen gezginler Mısır’da yarı yarıya kumlara gömülü sfenks denilen garip heykeller ve hayvan figürleriyle süslü taşlarla korunan piramitlerin ve tapınak şehirlerin varlığını bildirmişlerdir. Peki, o zaman bunlar neydi, bunları kimler yapmışlardı?
Biraz daha doğuya gidildiğinde ise Mezopotamya’da bambaşka bir uygarlık karşımıza çıkıyordu: Sümerler. Çok iyi tasarlanmış şehirler, mimari harikası olan tapınaklar ve birçok uygarlık belirtisi... Bunların hepsi M.Ö. üçüncü bin yılda karşımızda dimdik ayaktadır. Yunan uygarlığının doruğuna ulaşmadan tam iki bin yıl önce!
Sümerler birçok şey icat ettiler. Dokumada çok ustaydılar. Daha o zamanlarda petrol ve türevlerine ilişkin zengin bir bilgiye ve kelime hazinesine sahiptiler. Kullandıkları sayı sistemi ise 6’lı sistemdi. 360 derecelik daire, 12 aylık takvim ve bir sürü matematik bilgi Sümerlerden gelmektedir. Sümer uygarlığında 12’nin çok büyük önemi vardır.

GÖKLERİN VE YERİN TANRILARI

İnsanın, yüz binlerce, hatta milyonlarca yıllık, acı verecek derecede yavaş seyreden gelişiminden sonra her şeyi böylesine birdenbire ve tamamen değiştiren ve bir-iki dokunuşta, yani M.Ö. 11000, M.Ö. 7400 ve M.Ö. 3800’ler civarında, ilkel göçebe avcıları ve yiyecek toplayıcılarını, çiftçilere ve çömlekçilere, derken şehir kuruculara, mühendislere, doktorlara, yargıçlara, rahiplere dönüştüren şey neydi? Tüm bunlar niçin oldu?
Sümerlerin bu yüksek uygarlığının birdenbire nasıl ortaya çıktığına dair halkın hazır bir cevabı var. Bu cevap, ortaya çıkarılan on binlerce kadim Mezopotamya yazıtından birinde şöyle özetleniyor: “Güzel görünen her neyse, tanrıların lütfuyla yaptık.”
Sümer’in tanrıları. Kimdi onlar? Sümer’in tanrıları Yunan tanrıları gibi miydi? Bu tanrılar insanlar gibi yaşar, sevinir, üzülür, kızar ama gerektiğinde göklere çıkar, yerin altına inerlerdi. Bütün bu tanrılar sistemine ilişkin bilgilerin Yunanlılara Yakın Doğu’dan geçtiğine şüphe yoktur. Çünkü benzeri şekilde fakat farklı isimlerle aynı bilgileri çok önceleri Sümer’de ve sonraki dönemlerde, yakın uygarlıklarda bulmak mümkündü.
Eski Ahit incelendiğinde de karşımıza çıkan birçok hikayenin kökenini, Yakın Doğu halklarının geleneklerinde bulunan söylencelerden aldığı ortaya çıkmaktadır. Anlatılan birçok olay kulağımıza tanıdık gelmektedir. İnsanın yaratılışı ile ilgili değişik versiyonlar olmakla birlikte esası, hep buralarda anlatılan hikayelerin bir benzeridir. Tekvin kitabının 6. Babının başında Adem’i izleyen nesiller boyunca insanoğlunun yayılışının gözden geçirilmesi ve Tufan’dan önce insanoğlunun ilahi büyüden kurtulup gözünün açılması hikayesi anlatılır. Şöyle der:

Tanrı oğulları
İnsan kızlarının güzel olduklarını gördüler,
Ve bütün seçtiklerinden
Kendilerine karılar aldılar.

Bu dizelerin ima ettikleri ve Sümer’in tanrıları, onların oğulları ve torunları, tanrılar ve ölümlüler arasında birarada yaşamaktan kaynaklanan yarı ilahi evlatlarla ilgili hikayeler arasındaki paralellikler, İncil’deki dizeleri okudukça daha da artar:

Rab oğulları insan kızlarına vardıkları,
Ve bu kızlar onlara çocuk doğurdukları zaman,
O günlerde, hem de ondan sonra,
Yeryüzünde Nefilimler vardı,
Bunlar ebediyetin kudretli olanlarıydı,
Şem halkıydı.
(Devamı 16. sayfada)
(8. sayfadan devam)

Burada “Nefilimler vardı” ifadesine dikkat etmek gerek. Bu konuda birçok yorum olmasına karşın 19. yy. İncil yorumcularından Malbim bunu “Aşağı Düşmüş Olanlar” olarak çevirmiştir. Bu noktada dikkatlerimizi Sadıklar Planı Tebligatı’nda yer alan bir bölüme çekmek isteriz:

...beşer, yani bu devrenin yeryüzü insanı, kendi maddi kalıbını iki kanaldan aldı. Birincisi, dünya dışı bir seyyarede meydana getirilen ve aynı zamanda dünya şartları içerisinde maddi varlığını devam ettirebilecek bir kabiliyette olan bir varlık, daha doğrusu bir kalıp ve buna muvazi (paralel) olarak ondan daha sonra yeryüzünün tabi evolüs-yonu ile ortaya çıkan bir kalıp. Bu kalıp arz dışı bir kalıp tarafından aşılanmış, ıslah edilmiş, mükemmel hale getirilmiştir. Bunun en basit yolu, Tanrı oğullarının dünya kızlarıyla evlenmeleri suretiyle


olmuştur. Bu cümle Kitabı Mukaddes’te vardır. Demek ki, yeryüzünde mevcut olan, halihazırdaki sizler, bir aşılanma sonunda ve daha sonra meydana gelen muhtelif aşılanmalar sonunda, şu andaki seviyenizi bulmuş durumdasınız. Ve artık aşılanma müddeti bitmiştir.

İnsanlık elindeki bilgileri iyi değerlendirirse kendisine verilmiş birçok ipucu vardır. Bu ipuçları bize insanlığın büyük macerası hakkında bazı imalarda bulunmaktadır. Geçmişini anlayan geleceğine daha sıkı sarılabilir. Çünkü resmin bütününü kavramaya başlar ve hedefini bilir.                                             

KAYIT OLUN
Etkinliklerimizden haberdar olmak için mail adresinizi giriniz.


Haberler & Duyurular

15 Ekim 2016'da başlayacak olan "İRAD Kendini Bilmek Seminer"lerimiz Cumartesi günleri saat 15:00'de gerçekleşecektir.
» Devamı

06 Ekim 2016'da başlayacak olan "İRAD Varlıksal Gelişim Seminer"lerimiz Perşembe günleri saat 19:00 - 21:30 arasında gerçekleşecektir.
» Devamı

Haziran ayı itibariyle taşındığımız yeni adresimizdeki ilk konferansımız Sn. Jale Eğitim Önder'in sunumuyla gerçekleşti. "Hakikat Yolunda Rehberlik" isimli konferansımıza yaklaşık 65 misafirimiz katıldı.
» Devamı

Açık Adres Bilgilerine Buradan Ulaşabilirsiniz
» Devamı